27 Aralık 2016 Salı

BODRUM YUNAN ADALARIN'DAN PAHALI YAZISININ İNCELENMESİ

İnternetin gazetesinde yer alan bu yazıyı inceledim.Öncelikli olarak bir fotoğrafla karşılaştım.Bu fotoğraf öncelikli olarak bende bir heyecan yarattı.Yazıya Bodrum hakkında kısa bir bilgi verilip başlanması güzel bir fikir olmuş.Bu yazı benim için Bodrum hakkında bir bilgi sahibi olmamı sağladı.Bodrum'a gittiğimde nerelere gitmem gerektiğini,hangi mekanlara gidip hangilerine gitmemem konusunda ön bilgi olmuş oldu.Eğer yazın Bodrum'a gidersem bir mantı seven biri olarak Mantıcım cafeye muhakkak uğrayacağım.O leziz tatlardan bende tatmış olacağım.

OKUL VE İŞ HAYATI

Okul ve iş hayatı tamamen birbirinden farklı olmamakla birlikte birbirinin devamı niteliğindedir.Gerekli eğitimi aldıktan sonra devamında iş hayatı gelmektedir.Okul hayatında mesleğimiz için ne kadar çok eğitim alırsak,ne kadar çok bilgiye sahip olursak bizim için o derece faydalı olacaktır.İş hayatında da öğrendiğimiz mesleki becerileri uyguluyoruz.Pratik olarak uygulamalı bir şekilde yapmaktayız.

KÜLTÜR

Kültür nedir?
Bir mikrobun kendisine en elverişli ortamda üretilmesidir. Kültür latince kökenli bir kelime olup dilimize Amerikanca ve Fransızca'dan girmiştir.
Latince cultura, toprağa birşeyler ekip ürün almak, üretmek anlamında kullanılıyordu. Voltaire Fransız Devrimi öncesinde Culture’ü insan zekasının oluşumunu ve gelişmesini belirleyen bir terim olarak kullanınca sözcük değişik bir anlam kazanmıştır. Fransızca’dan Almanca’ya cultur biçiminde geçen sözcük daha sonra tüm Avrupa dillerine yayılmıştır. Fransızca’da kültürün karşılığı irfandır. İrfan kelimesinin sözlük anlamı ise; anlama, bilme, gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziştir.
Daha çok tinsel ve manevi değerleri içermiştir. Amerikanca’da kültürün karşılığı medeniyettir. Medeniyet ise uygarlık yani insanların doğaya egemen olma, toplum olarak daha iyi bir yaşama ulaşma çabalarından çıkan sonuçların, bilim, teknik, sanat ve kültürün tümünü kapsar. Sonuç olarak bilim ve tekniğin, sanat ve kültürün gelişmesi, ilerlemesiyle yaratılan yaşama koşullarının, yaşama biçiminin incelmesi, yetkinleşmesi durumudur. Dolayısıyla Amerikanca kültürün karşılığına maddi kültür daha denk düşer.
Medeniyet, insanlığın çalışarak ortaya koyduğu teknik eserlerin bütününden ibarettir. Kültür ise, bir toplumu kendi tarihi içinde meydana getirdiği değer hükümlerinin bütünüdür. Bunlar ilim, sanat, ahlak ve dine ait değerlerdir. Medeniyet, kültür yaratan düzendir. Bu durumda kültür ve medeniyet kavramlarını birbirinden ayırdıktan sonra kültürün oluşumuna etken olan değerler, durumlar ve vs. önem kazanır. Her toplumun kendi kültürü vardır ve kültürün yükselmesi, ilerlemesi ve gelişmesi medeniyetin doğuşunu sağlar.
Sosyolojik çerçevede en geniş sınırlarına ulaşan kültür kavramı ‘bir yaşama biçimidir. Bu yaklaşımda bir toplumda bulunan ve bulunmayan bütün ifade ve etkileşim biçimleri önem kazanır. Bu anlamda kültür, insan olarak belli bir toplumda öğrendiklerimizle, davranış, düşünce sistemimizin toplamı sayılabilir. Bir bakıma ne yediğimiz, ne içtiğimiz, ne okuduğumuz, nelere sempati ile yaklaşırken, nelere tepki duyduğumuz, ait olunan grup, küme ya da toplumu karakterize eder.
Günümüzde iletişimin son derece hızlı yapılabilmesi kültürel ve bilimsel gelişmelerin, anında yayılmasına olanak sağlamıştır. Bu durum kültürlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin ve etkileşimlerinin üzerine düşünülmesi gereğini çıkarmıştır. Aslında sosyal bilimciler 166 farklı tanımı olan kültür kavramı için ‘bir kavramın bu kadar çok tanımı varsa, onun tanımlanamayacağını kabul etmek gerekir’ diyebiliyorlar. Kültür tarihçileri insanoğlunun gelişme ve ilerleme göstererek hayatta kalma ve varlığını sürdürme savaşındaki başarısını, kültürel bir varlık oluşuna yani öğrendiklerini birikiminde saklayıp yeni nesillere aktarma yeteneği ile becerisine bağlar.
Kültür gelişim sürecinde önce sözlü kültür doğmuş, daha sonra yazılı kültür oluşmuştur. Bugün yazılı kültür ile beraber sözlü kültür de devinim ve gelişimine devam etmektedir. Sözlü kültür de yazar yoktur, anonimdir, doğaldır, metinsizdir, ezbere dayalıdır, çeşitlenebilir, sürekli akış, dolaşım ve dolayısı ile değişim içindedir. Bu kültür de çözümleme ve inceleme yoktur. Yazılı kültür yazılıdır, metne bağlıdır, okuru değişebilse bile metin değişmez, üreten yalnızdır, anlatıya istenilen sıklıkta dönülebilir, çözümleme ve inceleme yapılabilir.
Kültür nedir? (Felsefe)
İnsanların toplumsal yaşam faaliyetinin temel yanlarından biri. Bu yan, üretim, teknik, bilim, sanat, ahlak, politika, vb. tüm faaliyet alanlarında olduğu kadar, bunların maddi ve manevi ürünlerinde ve ayrıca toplumsal yaşam biçimlerinde «insanın özünü oluşturan güçlerin ortaya çıkışlarının » (Marks) ölçütü olarak kendini gösterir. Kültür kavramının içerik ve kapsamı, teorik düşünce tarihi boyunca önemli değişikliklere uğramıştır. İlk çağda kültür –agricultura- denince toprağın işlenmesi anlaşılırdı daha sonraları, insan yeteneklerinin eğitim yoluyla geliştirilmesine kültür denildi.
Tarih sahnesinde yükselmeye çalışan burjuvazinin ortaya koyduğu burjuva hümanist kültür kavramı, insanın, kendini geliştirmek amacıyla hem çevresine, hem de kendi doğasına kattığı her şeyi, ama özellikle zihinsel çalışmayı tanımlıyordu. Marksçılık-Lenincilik, kültür kavramının daha da zenginleştirmiş ve kendi bilimsel dünya görüşünün ışığı altında netleştirmiştir. Özellikle, her kültürün tarihsel karakterini, mevcut sosyo-ekonomik kuruluşun üretim tarzıyla bağıntısını, sınıfsal içeriğini ve insanın maddi dünyayı pratik ve teorik olarak kavrama faaliyeti ile kültür arasındaki kopmaz bağı, açık seçik ortaya koymuştur.
Marksçı-Leninci kültür anlayışı, her faaliyet alanım ve bu alanlardan çıkan maddi ve manevi ürünleri, kendini bu faaliyet içinde geliştiren ve bu faaliyet içinde nesneleştiren insanın yaratıcı yeteneklerinin bir ifadesi ve ölçütü sayarak, insanın manevi çalışmalarına ve kazanımlarına konan her türlü tek yanlı sınırı aşmıştır.
Maddi ve manevi ürünler, her ne kadar kültürün önemli birer öğesi iseler de, kültür, yalnızca bu öğelerin basit bir bütününden ibaret olmayıp, insanların yaratıcı güçlerinin tarihsel gelişim düzeyleri ile içinde bu yaratıcı güçlerin ortaya çıkıp geliştikleri toplumsal biçimleri ve bu yaratıcı güçlerin hem maddileşmesi, hem de ifadesi olan maddi ve manevi kazanımlar arasındaki toplumsal karşılıklı-etki sürecidir. Kültürün temel içeriği, insan yeteneklerinin, becerilerinin ve yetilerinin ortaya konup her yanıyla geliştirilmesi, insanı, doğanın ve toplumsal yaşam sürecinin, bilinçli olarak denetlenmesini sağlayan varlık güçlerinin serpilip olgunlaştırılmasıdır.
Bu nedenle, gerek maddi üretim alanındaki emekçiler, gerekse bilim, sanat, eğitim vb. , çeşitli alanlarda çalışanlar, kısacası çalışan insanların tümü kültürün yaratıcısıdırlar. Kültür, tarihsel bir fenomendir özü ve içeriği, ancak mevcut sosyo-ekonomik kuruluşla birlikte ele alınınca anlaşılır. Her sosyo-ekonomik kuruluş, geçmişin kültür mirasını, kendi koşullarına ve gereksinimlerine göre kısmen benimseyip değerlendirerek ve kısmen de reddederek kendi kültürünü ortaya koyar.
Her ne kadar halk kitleleri ve özellikle doğrudan üreticiler, her sosyo-ekonomik kuruluşun en önemli kültür dayanağını oluştururlarsa da, uzlaşmaz çelişkiler taşıyan sınıflı toplumlarda, kültür kazanımlarının, özellikle manevi-düşünsel kazanımların çoğu, egemen sınıfların tekelinde toplanır ve halk kitlelerinden saklanır. Sınıflı toplumun kültürü, çeşitli sınıfların çıkarlarının ve ideolojilerinin damgasını taşıdığı için, sınıfsal bir karakter taşır.
Bu sınıfsallık, özellikle manevi ve düşünsel kültür ürünleri, yaşam tarzları, ahlak ve adetleri içinde geçerlidir. Öte yandan, maddi kültürün bazı alanları da, sınıf çıkarlarının etkisi altındadır. Bu nedenle, uzlaşmaz sınıflarla belirlenmiş her sosyo-ekonomik kuruluşta, tüm ulusun yada halkın, ortak, homojen bir kültüründen söz etmek olanaksızdır. «Her ulusal kültürde. demokratik ve sosyalist bir kültürün öğeleri bulunur çünkü her ulusta, yaşam koşullarıyla demokratik ve sosyalist bir ideoloji üreten, sömürülen ve baskı altında tutulan bir kitle vardır.
Ama her ulusta, yalnızca ‘ öğeler biçiminde kalmayıp, egemen olan bir burjuva kültürü de vardır. » (Lenin) Sosyalist devrimle sosyalist toplumun kurulması, yeni, nitelikçe daha yüksek bir kültüre yol açar. Sosyalist kültür, çok daha önce ortaya konmuş bulunan kültürün demokratik ve sosyalist öğelerinden hareket eder, aynı zamanda, insanlığın tüm ilerici kültür mirasını değerlendirip özümler. «Proletarya kültürü insanlığın kapitalist toplumun, toprak sahipleri toplumunun bürokratlar toplumunun boyunduruğu altında elde ettiği bilgiler bütününün, gelişme yasalarına uygun, zorunlu bir devamı olmalıdır.» (Lenin)
Sosyalist kültür devrimi, emekçileri kültürden ayıran tüm eski engelleri ortadan kaldırır ve tüm halka kültürün kazanımlarına götüren yolu açar. Kültürü ve kültürü yaratanları, emekçilerin yaşamıyla sıkıca kaynaştırır ve aynı zamanda onların yaratıcı yeteneklerini geliştirir. Sosyalist devlet Marksçı-Leninci partinin öncülüğünde kültürel-eğitsel işlevini yerine getirir ve kültürel gelişme sürecini, sosyalist toplumun kurulmasının ve gelişmesinin bir parçası olarak planlı ve bilinçli bir şekilde yönlendirir. Sosyalist kültür, sosyalist öze kopmaz bir şekilde bağlı olan hümanist fikirlerle doludur.
Bu kültür, sömürüden ve baskıdan kurtulmuş olan insanlar arasındaki yeni ilişkilerin bir ifadesi olup, onların, yaratıcı yeteneklerini toplumsal faaliyetin her alanında geliştirmelerini sağlar. Sosyalist kültür, ulusal ile uluslararası olanın, karşılıklı olarak sarmaşan bütünlüğünü oluşturur içeriği ve gelişme yönüyle sosyalist, ulusal ifade biçimleriyle çok çeşitli, ruhu ve karakteri bakımından ise uluslararası bir kültürdür.
Kültür düzeyinin, özellikle emekçilerin bilimsel ve teknik eğitim düzeylerinin yükseltilmesi, toplumsal ilerlemeyi hızlandıracak en önemli kaynaktır. Başlamış bulunan bilimsel teknik devrimle birlikte, emekçilerin yalnızca teknik-kültürel düzeylerinin yükseltilmesi değil, aynı zamanda tüm iş kültürünün artırılması, sosyalist üretim tarzının geliştirilmesi de önem kazanır.

HASTANELER


Hastaların tedavi edildiği müessesedir. Hastanelerin kuruluş ve idareleri çeşitli ülkelere göre değişir. Resmi olsun, özel olsun bütün hastaneler hükümetin kontrolü altındadır. Günümüzde hastaneler gittikçe yayılmakta, evde yapılan tedavilerin yerini hastanede İlmi usullerle doktor nezaretinde yapılan tedaviler almaktadır.
Hastanelerin çok eski bir geçmişi vardır. Hindistan'da bundan binlerce yıl önce hastalan barındırmak İçin özel binalar yapıldığı anlaşılmıştır. Eski Mısır ve Yunanistan'da da hastalar için özel binalar yapılıyordu. Ortaçağ'da Avrupa'da hastaneler yapılmaya başladıysa da, o zamanın hastaneleri şüphesiz bugünkü anlayışımızdan çok farklıydı.
Türkler hastane yapımına büyük' önem vermiş, birçok önemli merkezlerde hastaneler yaptırmışlardır. Darüşşifa (sağlık evi) diye anılan hastaneler Selçuklular ve Osmanlılar zamanında çeşitli şehirlerde yapılmış ve buralarda Türk hekimleri hastalarını tedavi etmiştir. Bu darüşşifalar arasında bilhassa İstanbul ve Edirne'dekiler ünlüydü.
Hastaların yatarak veya ayakta muayene ve tedavi edildiği gerekli sıhhi ve fenni şartları haiz kuruluşlar. Yatak sayısı ve tedavi imkanları ile baktığı hastalıklar yönünden çeşitli tipleri vardır. İlk hastaneler hemen hemen insanlık tarihi kadar eskidir. Eski çağlarda batıl dinlerin tapınakları hastaneler olarak kabul edilebilir. Hastalar tapınaklara gelirler ve geceyi burada toplu halde geçirirler, bu şekilde ilahi kuvvetlerle yakın temas kurarak şifaya kavuşacaklarına inanırlardı.
Milattan önce, Hint, İran ve Mısır’da hastanelere rastlanmaktadır. Yunan ve Roma medeniyetlerinde de tapınakların yanında sağlık tesisi gibi kullanılan kuruluşlar bulunmaktaydı. Bunların en meşhurları Anadolu’da idi. Eski Yunanlılar hastalar için yaptıkları tapınaklara sağlık tanrısı Asklepios’un adını vermişlerdir. Çeşitli Asklepios tapınaklarından bazıları, devirlerinde çok meşhur olmuştur.
hastane
Tıp ilminin sayılı bilginlerinden Hippokrates’in hastaları tedavi ettiği Ege’deki Kos tapınağı bunlardan biridir. Hastalar bu tapınaklara mermer sütunlarla süslü birkaç kilometre uzunluğundaki mermer yoldan ilahi söyleyerek gelirler, duvarların alt kenarlarından su akan ve tavanlarında gizli gözetleme delikleri bulunan dehlizlere alınarak buradaki bu gizli deliklerden telkinler yapılarak şifalı sular içerler, afyonlu ilaçlar verilerek tedavi edilirlerdi, daha sonra Hıristiyanlıkla beraber kiliselerin himayesinde, fakir halkın ve yolcuların tedavileri için hayrat hastaneleri kuruldu.
Ortaçağda hastalık veya başka bir zor durum karşısında toplumun insanlara yardımcı olması gerektiği düşüncesi Müslümanlarda oldukça yayılmıştı. müslüman memleketlerinde hastaneler, yöneticiler ve devlet memurları tarafından şehir merkezlerinde kurulurdu. Dokuzuncu yüzyılda halife Harun Reşid zamanında Bağdat’ta bir hastane yapılmıştı. Yüz yıl sonra Bağdat’ta bu defa Halife el-Muktedir tarafından ikinci bir hastane açıldı. Yine Bağdat’ta 970’te açılan üçüncü bir hastanenin 25 doktoru vardı ve tıp öğrencileri eğitimlerini burada yaparlardı.
Ortaçağda İslamiyetin hüküm sürdüğü ülkelerde 34 hastane bulunuyordu. Bu hastaneler genellikle iyi teşkilatlanmıştı ve Müslüman ülkelerde tıbba verilen yüksek değeri ortaya koyuyorlardı. Mesela 1285’te Kahire’de kurulan bir hastanede ateşli hastalar, yaralılar, göz hastaları ve kadınlar için ayrı ayrı kısımlar vardı. Anadolu’da Türklere ait ilk hastaneler, Selçuklular devrinde meydana getirildi. Bunlar, yalnız hasta bakım yeri değil, aynı zamanda hekim yetiştirmek üzere eğitim yapan tıp mektepleri olarak kullanılırdı. Bu sebeple birçok Selçuklu eseri gibi hastaneler de medrese tarzındaydı. Hastaneler, düşman hücumuna karşı şehir surları içinde yapılır, medrese, cami, hamam ve çoğunda mevcut kaplıca ve ılıca gibi sağlık tesisleriyle bir bütün halinde olurdu.
Selçuklular devrinde hastanelere bimarhane, darüşşifa veya maristan adı verilirdi. Buralarda her çeşit hasta tedavi görürdü. Ancak Amasya darüşşifası gibi bazı hastanelerde ruh hastalarına daha çok sayıda yer verildiği ve bunların tedavilerinde özel bazı metodların uygulandığı bilinmektedir. Anadolu’daki ilk önemli hastane Mardin’de Artukoğullarından Necmeddin İlgazi’nin kardeşi Eminüddin tarafından yaptırılmıştır (1108-1132). Medrese, cami ve hamamıyla bir külliye olan bu hastane, maristan olarak anılmaktaydı.
İkinci önemli hastane Selçuklu hükümdarı Kılıç Arslan’ın oğlu Gıyasüddin Keyhüsrev’in ikinci saltanatı zamanında, kızkardeşi Gevher Nesibe tarafından Kayseri’de yaptırılan Gevher Nesibe Hastanesidir (1205). Şifaiye adıyle anılan bu hastaneye, tıp eğitimi yapan medresesi ile birlikte Çifteler denmiştir. Bugün Kayseri’de Gevher Nesibe Tıp Fakültesi adıyla bir tıp fakültesi vardır. Selçuklu hükümdarı Birinci İzzeddin Keyhüsrev tarafından yapılan Sivas Hastanesi de önemli bir kuruluştur (1210-1219).
Burası hastane olarak kullanıldığı gibi, tıp eğitimi de yapılan bir müessese idi. Gene Selçuklular zamanında yapılan Konya Darüşşifası (1219-1236), Çankırı’da Selçuklu askeri emirlerinden atabey Cemaleddin Ferruh tarafından yaptırılan Darülafiye (1235), Kastamonu’da Ali bin Pervane Hastanesi(1272), Tokat’taki Pervane Bey Darüşşifası (1277) Anadolu’nun ilk önemli hastanelerindendir. Anadolu beylikleri devrinde bazı yeni hastaneler yapıldı. Bu dönemde Dulkadiroğulları Kayseri’de bir Cüzzamhane, Saruhanoğulları Manisa’da bir Körhane yaptırdılar.
Osmanlılar, Selçuklu devrindeki vakfiyeleri değiştirmediler ve özellikle Selçuklular zamanında hastane yapılmayan yerlerde bu nitelikte kuruluşlar yaptırdılar. Bu devirde hizmete giren ilk sağlık tesisi, 1399’da yıldırım Bayezid Hanın açtırdığı Bursa Darüttıbbı’dır. Avrupa kıtasındaki ilk tıp müessesesi de Edirne Cüzzamhanesi oldu (1421-1451). Daha sonra 1470’te Fatih Darüşşifası, 1458’de Edirne Bimaristanı, 1514’te Üsküdar Cüzzamhanesi, 1539’da Kanuni Sultan Süleyman Hanın annesinin yaptırdığıHafsa Sultan Hastanesi, 1555’te Süleymaniye Darüşşifası, 1616’da Süleymaniye Darüttıbbı, 1583’te Sultan Üçüncü Murad’ın annesi Nuruban Sultan’ın Üsküdar Toptaşı Bimarhanesi, 1772’de EskiSaray Hastalar Dairesi, Galatasaray Hastalar Dairesi, İbrahim Paşa HastalarDairesi, Topkapı Sarayındaki Eski Enderun Hastanesi, 1769’da Yeni Saray Hastaneler Ocağı, Topkapı Sarayı Değirmenkapıdaki hastane, Hastabahçe’de Hastalar Ocağı ve Bimarhane gibi hizmete giren tesisler, altı yüz yıllık Osmanlı hanedanının ıslahat dönemi süresine kadar yaptırdıkları hastane ve diğer sağlık kurumlarının sadece bir bölümüdür.
On dokuzuncu yüzyılda da özellikle İstanbul’da pekçok hastane yapıldı. Bugün de kullanılmakta olan Sultan Abdülmecid Hanın annesi Bezmialem Valide Sultan tarafından 1843’te Şehremini’de açılan Gureba Hastanesi, Gümüşsuyu Hastanesi, Zeynepkamil Hastanesi, Gülhane Askeri Hastaneleri bu yüzyılda hizmete açıldı. Cumhuriyetin ilanından sonra, önceleri umum müdürlük, daha sonra da bakanlık seviyesine çıkarılan sağlık teşkilatının ana siyasetine daha çok koruyucu hekimliğe yönelen bir anlayış hakim oldu. Hastanelerin yapım ve idaresi ise belediyenin, özel idareler ve vakıflar gibi mahalli teşkilata bırakıldı. Sadece hastane tedavisini teşvik bakımından 1924 yılında alınan bir kararla, Ankara, İstanbul-Sivas,
Trabzon, Erzurum ve Diyarbakır illerinde birer örnek (numune) hastane yaptırıldı ve o ilin veya yerin adı ile anılmak üzere numune hastaneleri hizmete açıldı. Cumhuriyetin ilanında yurdumuzda çeşitli hastanelerde 3035 yatak mevcuttu. Bunun 950 yatağı, Şişli Etfal Hastanesi, Bakırköy Akliye Hastanesi ileZonguldak Devlet Hastanesi olarak Sağlık Bakanlığına; 635 yatağı İstanbul ve İzmir’deki Belediye Hastanelerine ve 45 yatağı da özel idareye bağlı hastanelere aitti. 1923’te veremliler için 150 yatak ihtiva eden 3 müessese, 1926’da Ankara ve Konya’da birer doğum ve çocuk bakım evi bulunmakta idi.
1954 yılında çıkarılan yeni bir kanunla yataklı tedavi kurumlarının büyük çoğunluğu Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına devredildi; Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük illerde belediyeler, özel idareler, vakıflar ve üniversiteler gibi, bazı kuruluşlara bağlı az sayıda hastane, bu uygulama dışında bırakıldı. 1992 yılında yapılan istatistiklere göre yurdumuzda askeri hastaneler hariç 956 hastane, 3829 sağlık ocağı, 11.427 sağlık evi, 247 verem savaş dispanseri, 255 kamu sağlığı dispanseri bulunmaktadır. Bu arada hükumet tabipliği adı altında faaliyetlerini sürdüren sağlık merkezleri, sağlık ocağı olarak isim değiştirerek Türkiye genelinde 3829 yerde bu isim altında sağlık hizmeti verilmektedir. Hastane ve sağlık merkezleri yatak sayısı 144.280’dir.
Devlet hastaneleri yanında, son senelerde özel hastaneler de rağbet görmüştür. 1991 yılında açılan 60 yataklı Türkiye Gazetesi Hastanesi özel hastanelerden birisi olarak sağlık hizmeti vermektedir. Hastanelerin büyüklüğüne, küçüklüğüne, muayene ve tedavi ettikleri hasta ve hastalık çeşitine göre hizmet çapları ve niteliği değişir. Genel olarak, her hastaya bakan, ilk tedavileri uygulayan küçük hastaneler, güçleri dışındaki hastalıkların teşhis ve tedavisini daha büyük çaptaki, uzmanlık sahibi büyük hastanelere gönderirler.
Mesela verem, frengi, sıtma gibi bir tek hastalıkla ilgilenen hastanelerin yanında, deri hastalıkları, üreme yolları hastalıkları, göğüs cerrahisi, kadın-doğum, fizik tedavi, ruh hastalıkları gibi bir hastalık topluluğu ile uğraşan hastaneler de vardır. Bir tek hastalık veya bir hastalık topluluğu ile uğraşan hastaneler, ayrıca, bağlı oldukları idarelere, muayene ve tedavi ettikleri hastaların mesleklerine göre de özellikler taşırlar. Bu arada sigorta hastaneleri iş kanunu çerçevesi içine giren iş yerlerinde çalışanların hastalıklarını tedavi ettiği gibi bunların eşlerinin doğumlarında da vazife yaparlar.
Devlet hastaneleri bütün yurt çapında hasta tedavisiyle uğraşır; bunlardan bir kısmı geniş kadroludur. Eskiden bulunan memleket hastanelerine örnek ve yardımcı olmak üzere kurulmuştur; bunun için bir kısmı nümune hastanesi adını taşır. Hastanelerde hastaların yatarak tedavi gördükleri yerlere klinik denir. Bununla birlikte, bir hastanenin tamamına, bir hastalık topluluğu ile uğraşan hastanelere veya ayrıca bazı özel hastanelere de klinik denmektedir. Hastanelerin yataklı kısımları dışında, ayakta yapılan muayenelerle uğraşan şubeleri ise poliklinik diye anılır.
Burada hemen her çeşit hastalığın muayenesi yapılır. Hastanın yatması gerekiyorsa, hastalığın cinsine göre, bir kliniğe gönderilir. Hastanelerde eskiden dahiliye, cerrahi, kadın-doğum ve çocuk hastalıkları servisleri mevcuttu. Bu kollar bugün özel ihtisas dallarına ayrılmış bulunmaktadır. Mesela: Dahiliye kısmı; hemotoloji, gastroenteroloji, kardiyoloji, romatoloji, allerji, metabolizma, intani hastalıklar, nefroloji, endokrinoloji, göğüs hastalıkları dallarına ayrılmıştır.
Cerrahi de genel cerrahi, kadın-doğum cerrahisi, ortopedi, bevliye, nöroşirurji, göğüs ve kalp-damar cerrahisi, kulak-burun-boğaz cerrahisi ile göz cerrahisi, plastik (estetik) cerrahi bölümlerine ayrılmıştır. Bugün röntgen (normal röntgen, bilgisayarlı tomografiler ve magnetik rezonons) cihazları, ultrasonografi, elektrokardiyograf, elektroensefalograf, elektromiyograf, elektronik laboratuvar aletleri, endoskopik tetkik cihazları, hastalıkların teşhis ve tedavisinde hastanelerin vazgeçilmez cihazları olmuştur.
Radyografi servisleri mide, barsak, akciğer, kemik kırıkları ve tümörlerin teşhisinde büyük bir önem taşır. Radyoterapi servislerinde ise kanserli hastalar şualarla tedavi edilir. Fizikoterapi servisi ültraviyole, diyatermi gibi özel aletlerle romatizmalı ve felçli hastaların tedavisinde yardımcı olur. Rehabilitasyon servisleri ise sakat hastaları bir an önce ayağa kaldırarak yürür hale getirmeye çalışır. Laboratuvarlar kan, idrar, dışkı(gaita) muayeneleriyle hastalıkların teşhisinde doktora büyük yardımlarda bulunur. Modern elektronik aletlerle tahlillerin sınırı daha genişlemiştir. Bakteriyoloji laboratuvarları mikropların ayırımı ve tesirli antibiyotiği seçmek hususunda doktora yardım eder; pataloji ve sitoloji laboratuvarları ise tümörlerin habis veya selim olduğunu meydana koyarak tedaviye yön verdirir.
Veremli hastaların iyi edilmesi için kurulmuş hastanelere sanatoryum denir. Buralarda tedavi daha çok kür, iklim, beslenme, dinlenme esasına dayanır. Prevantoryum ise, verem başta olmak üzere, bazı hastalıklara istidatlı kimselerin kuvvetlenip hastalığı yenmeleri, eskiden geçirdikleri bir hastalığın yeniden ortaya çıkmasını önlemeleri için kurulmuştur. Hastanenin önemli bir vazifesi de acil vak’alara bakmak ve gerekli müdahale ve tedavileri sür’atle yapmaktır. Bunun için hastanelerde doktor, hemşire, sağlık personeli gece-gündüz devamlı nöbet tutar. Ufak hastanelerde servis ve poliklinik nöbetleri müşterek tutulur.
Trafik kazalarının gittikçe artmasıyla acil vak’alar da çoğalmaktadır. Büyük şehirlerde devamlı olarak çalışan ve yalnız acil vak’aları kabul edip, onların tedavisiyle uğraşan ilk yardım hastaneleri kurulmuştur. Modern hastanelerin yapımı da, toplumun ve tıbbın ilerlemesi ile değişmektedir. Eski hastaneler ayrı ayrı pavyonlar şeklinde ve 10-15 yataklı büyük hasta koğuşları tarzında inşa edilmekteydi. Yeni hastane mimarisinde, büyük koğuşların yerini bir veya iki yataklı odalar almıştır. Yeni hastaneler çok temiz, sevimli otellere benzetilmeye çalışılmakta ve bir ev havasını verecek tarzda dekore edilmektedir.

SAĞLIK

Sağlık Nedir?
Sağlık; sadece bireyin vücudunda hastalık ve sakatlığın olmayışını değil, kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmasını ifade etmektedir.
Dünya sağlık örgütüne göre sağlığın 3 temel ölçütü nedir?
1- Bedensel iyilik: Vücüdu oluşturan doku ve organlarda eksiklik, işlev bozukluğu, mikrop taşıma gibi durumların olmaması hali.
2- Ruhsal iyilik: Yaşına uygun olarak düşünebilen, düşündüklerini anlaşılır şekilde ifade edebilen, başkalarını anlayabilen, yerinde ağlamasını ve gülmesini bilen, güçlüklerle mücadele edebilen, koşullara uygun hareket edebilen, başarılarda mutlu olup başarısızlıkları kabullenebilen, kendisiyle barışık olma hali.
3- Sosyal iyilik: Nerede, nasıl davranacağını ve sorumluluklarını bilen, insanlarla iyi ilişkiler içinde olup büyüğünü, küçüğünü severek hoşgörülü davranan, çevresiyle barışık olma halidir.
Sağlık hizmetleri nedir?
Sağlık hizmetleri, fert ve toplumun sağlıklı, uzun ömürlü olmasını ve verimli çalışmasını sağlar. Bu amaçla sağlık hizmetleri yürütülür. Sağlık hizmetleri şunlardır:
1- Koruyucu sağlık hizmetleri
2- Tedavi edici sağlık hizmetleri
3- Esenlendirici sağlık hizmetleri (rehabilite edici)dir.
Sözlükte sağlık ne anlama gelmektedir ?
1- Vücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, esenlik, sıhhat, afiyet.
2- Vücudun iyi veya kötü olması durumu.
3- Sağ, canlı, diri olma durumu.

SPOR

Spor;belli kurallara ve tekniklere uyularak yapılan, bedensel gelişmeye yararlı, eğlenmek ve yarışmak amacı da bulunan beden hareketlerinin tümünün ortak adı.
Spor Çeşitleri
Sporun birçok çeşiti vardır. Bunlardan, bazıları ferdi, bazıları da toplu veya takım halinde yapılır. Futbol, basketbol, voleybol, kürek, hentbol gibi sporlar takım halinde, binicilik, yüzme, tenis, eskrim, judo, boks, güreş, avcılık gibi sporlar ise ferdi yapılır.Milletlerin her sporda aynı başarıyı gösteremedikleri, bilinen bir gerçektir. İngilizler futbolda, Amerikalılar beyzbolda, Türkler, İslavlar ise güreşte üstündür. Dünyamız aynı anda çeşitli iklim şartlarına sahip olduğu için, soğuk ülkelerde gelişen kış sporları, sıcak ülkelerde bilinmemektedir.
Bunun yanında coğrafi özellikler insanların vücut yatkınlıklarının bazı sporlarda gelişmesinde, bazılarının ise yapılmamasında büyük rol oynamaktadır. Gelişmiş ülkelerin eğitim kuruluşları spora ve spor temaslarına çok önem vermektedirler. Okullarda çeşitli sporlar yapılır. Ayrıca sırf sporla uğraşan kulüpler bulunmaktadır. Bu kulüplerin bazıları çeşitli spor branşlarında bazıları sadece bir branşta faaliyet göstermektedir.
Kadın ve erkek yapıları arasındaki farktan dolayı, her iki cins için seçilen sporlar da farklıdır. Kadınların yaptığı bazı sporları erkekler, erkeklerin yaptığı bazı sporları ise kadınlar yapamamaktadır. Birçok spor dalı milletlerarası federasyonların denetimi ve kontrolü altındadır. Bu federasyonlarsa milletlerarası federasyonun üyesidir. Her ülkede Milletlerarası Olimpiyat Komitesine bağlı bir milli olimpiyat komitesi vardır.
Spor ve Sağlık
Sporun her dalı insan sıhhati için faydalıdır. Fakat zaman, yaş ve ortam göz önünde bulundurularak sistemli olarak yapılan spor sağlık için faydalıdır. Spor yapmanın yaşı yoktur. Spor bedeni ve ruhi kabiliyetleri düzenli, dengeli, gayeye uygun olarak geliştirmek ve gereğinde bunlardan en iyi biçimde faydalanmak için yapılır. Spor tesis, öğretim ve eğitim, malzeme ve spor organizasyonundan ibaret olan temel faktörlerin bir arada ve beraber bulunduğu ortamda var olur ve gelişir.
Bu ortamların olmadığı ve bilgisizce yapılan sporlar sağlık için fayda yerine zarar getirir. Faydalı veya zararlı spor yoktur. Herhangi bir tür spor ferde göre faydalı da zararlı da olabilmektedir. Ferdi yapılan spor faaliyetleri kişinin karekterini meydana getirirken, takım sporları ise oyun arkadaşları ile ekipleşme ruhu ve dayanışma vasıflarını geliştirmekte, dolayısıyla sporculuk ruhu, eşitlik, beceri, nefse hakimiyet ve nezaketi bir araya getirmektedir.





TÜRK HALK MÜZİĞİNİN EN TANINMIŞ TÜRÜ TÜRKÜ

Türkü nedir?
Türk halk müziğinin en tanınmış türüdür. Klasik müzikteki şarkının karşılığıdır. Güfteleri genellikle hece vezniyle yazılmıştır.
Çoğunlukla gelişigüzel bir söz yığınından İbarettir. Çok defa 4 mısralı güftelerin yanı sıra, 5'ten 12'ye kadar mısralı türküler de vardır. Anadolu ve Rumeli türkülerinde en çok Uşşak, Hüseyni, Karcığar, Muhayyer, Hicaz, Gerdaniye, Beyati, Eviç ve Çargah makamları görülür. Türkülerin büyük bir kısmının bestecileri ve şairleri meçhuldür.
Bu arada Mustafa Çavuş, Dede Efendi, Şakir Ağa gibi klasik bestecilerimiz de türküler bestelemişlerdir. Gerek Anadolu, gerekse Rumeli türküleri parlak ve başarılı müzik parçaları olarak kabul edilir. Türk halk edebiyatı nazım şekli ve türüdür. Ezgisi yönüyle diğer halk şiiri türlerinden ayrılır. Türküler genellikle anonimdir. İsimleri bilinen saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal olmuş ve bunlar da anonimleşme eğilimine girmiştir.
Türkü yakmak nedir?
Türkü söylemeye "türkü yakmak" da denilmektedir.
Türkü'ler kaça ayrılır?
Türküler 3'e ayrılmaktadır.Bunlar:
Ezgilerine göre türküler: Ezgilerine göre türkülerde kendi içerisinde 2'ye ayrılır.
Kırık havalar: Usullü ezgilerdir. Alt türleri; türkü (genelde tüm kırık havalar için, özelde diğer türlerin dışında kalanlar için kullanılır), deyiş, koşma, semah, tatyan, barana, zeybek, horon, halay, bar, bengi, sallama, güvende, oyun havası, karşılama, ağırlama, peşrev, teke zortlatması, gakgili havası, dımıdan, zil havası, fingil havası'dır.
Uzun havalar: Usulsüz ezgilerdir. Alt türleri; uzun hava (diğer türlere girmeyenler için kullanılır), barak, bozlak, gurbet havası, yas havası, tecnis, boğaz havası, elagözlü, maya, hoyrat, divan, yol havası, yayla havası, mugam'dır. Ayrıca gazeller de özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde halk arasında söylenmektedir.
Konularına göre türküler: Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, acıklı olaylarla ilgili türküler, güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri, ağıtlar.
Yapılarına göre türküler: Yapılarına göre türküler'de kendi içerisinde 2'ye ayrılır.
Mani kıt’alarından kurulu türküler: Birbirleriyle ilgili konularda söylenmiş manilerin sıralanarak ezgiyle okunmasından meydana gelir.
Dörtlüklerle kurulu türküler: Dörtlüklerle kurulu türküler adı üstünde dörtlüklerden oluşan türkülerdir.bu tür türküler de anonim'dir.
Örnek bir türkü "Havada Bulut Yok"
Havada bulut yok bu ne dumandır.
Mahlede ölüm yok bu ne figandır.
Adı Yemen’dir gülü çemendir.
Giden gelmiyor acep nedendir.
Burası Muş’tur yolu yokuştur.
Giden gelmiyor acep nedendir.
Kışlanın önünde redif sesi var.
Bakın çantasına acep nesi var.
Bir çift kundurayla bir de fesi var.
Adı Yemen’dir gülü çimendir.
Giden gelmiyor acep nedendir.
Burası Muş’tur yolu yokuştur.
Giden gelmiyor acep nedendir.
Sözlükte türkü ne anlama gelmektedir?
Hece ölçüsüyle yazılmış ve halk ezgileriyle bestelenmiş koşuk.

RENKLER

Işığın, kendi öz yapısına ya da cisimlerden yansımasına bağlı olarak gözde oluşturduğu duyum.nitelik.Renk, ışığın gözün retinasına değişik biçimde ulaşması ile ortaya çıkan bir algılamadır. Bu algılama, ışığın maddeler üzerine çarpması ve kısmen soğurulup kısmen yansıması nedeniyle çeşitlilik gösterir ki bunlar renk tonu veya renk olarak adlandırılır. Tüm dalga boyları birden aynı anda gözümüze ulaşırsa bunu beyaz, hiç ışık ulaşmazsa siyah olarak algılarız.
Ama burada fazla detaya inmeden ana ve ara renklerin neler olduğu? hangi renklerin birleşiminden hangi renklerin oluştuğu gibi konulara değineceğiz. İnsan gözünün algılayabildiği 3 ana renk ve 3 tanede ara renk vardır.

Ana Renkler
Mavi
Sarı
Kırmızı

Ara Renkler
Yeşil
Turuncu
Mor

Siyah ve Beyaz neden yok diye sorarsanız bu ikisi renk değildir.

Siyah ve Beyaz bilimsel olarak renk olarak sayılmamaktadır.
Çünkü bütün renkler beyaz’dan oluşur.

Siyah Renkler ise bütün renkleri yuttuğundan renk olarak sayılmazlar.

Dünyada bulunan bütün renkler Ana renklerden meydana gelir. Ara Renkler adı üstünde iki tane ana renk arasında kalan ( yani iki ana rengin birleşmesinden olan) anlamına gelir.

Ana renk ve Ara Renk Karışımları
Mavi+Sarı= Yeşil
Mavi+Kırmızı= Mor
Sarı+Kırmızı= Turuncu

ALIŞVERİŞ

Alışveriş hem bayanların hem de erkeklerin en çok sevdiği bir etkinliktir.Daha çok bayanların bayılmış olduğu bir etkinliktir.
NEDEN ALIŞVERİŞ YAPILIR?
İnsanlar mağazalara sadece ürün satın almak için değil, değişik nedenlerden dolayı Alışveriş yapmaktadır:
•  Sosyalleşmek,
• Ürünün kişiye kazandırdığı anlam ve aidiyet duygusu,
• Statü göstergesi,
• Eğlenmek, farklı hazlar yaşamak, psikolojik rahatlama
Sosyalleşmek; İnsanlar Alışveriş mekânlarına bir sosyalleşme mekanı olduğu için gidiyorlar. Türkiye’de örnek olarak Akmerkez’deki Homestore mağazasının cafe’si gösterilebilir. Ayrıca Koton mağazalarının içindeki bar ve DJ ile de mağaza içi farklı eylemlerle bir sosyalleşmeye alternatif yaratılmaya çalışılmıştır.
Ürünün kişiye kazandırdığı anlam ve aidiyet duygusu; İnsanlar Alışveriş yaparken ürünü sadece işlevi nedeniyle değil, yüklendiği anlamı nedeniyle satın alıyorlar. Dolayısıyla Alışverişle sosyalleşmek ve aidiyet duygusunu geliştirmek istiyor. Mağazalar da başarılı olmaları için tüketicideki bu aidiyet beklentisini geliştirilmeleri gerekir.
Statü göstergesi; Alışveriş tüketicide bir statü göstergesi olmuştur. İnsanlar doğal ve toplumsal çevrelerine uyum gösterebilmek için, mal ve hizmetleri satın alırlar.
Çevremizin değişmesi ile birlikte ihtiyaçlarımız artabileceğinden de Alışverişe ihtiyaç duyulur
Eğlenmek, farklı hazlar yaşamak, psikolojik rahatlama; Çoğu zaman bir ihtiyacı gidermek için olmasa da Alışverişe çıkılmaktadır. Bu durumda sadece bu süreçten alınan zevkler ya da ihtiyaç olmasa bile satın alınan güzel bir ürüne sahip olmanın verdiği rahatlama nedeniyle Alışveriş yapılmaktadır.





MAKYAJ SIRLARI

Makyaj genellikle bayanların yapmış olduğu bir işlemdir.bir yüzün görünüşünü yüze, gözlere, kaşlara, kirpiklere ve dudaklara sürülen kimi özel maddelerle değiştirme işi.Güzelleştirmek ereğiyle yüzü gerektiği, uygun biçimde boyama.
1- Porselen Makyaj
Porselen makyaj türünde, oldukça etkili kapatıcı özelliğe sahip makyaj ürünleriyle, cilt son derece yapılandırılır, kısmen, cilt yeniden yaratılır denilebilir. Porselen cilt etkisi yaratacak ürünler, bu makyaja özgü kremler ve fondötenlerdi Bu makyaj türünün belirleyici faktörleri bunlardır da denilebilir. Ciltte oldukça uzun süre kalıcı bir etki yaratan bu makyaj türü, özel günler ve gecelerin vazgeçilmezi halini almaktadır. Porselen makyaj ile birlikte, ciltlerdeki kusurlar uzun saatler boyunca ortadan kaldırabilir, görünmez kılınabilmektedir.

2- Günlük Makyaj
Günlük makyajda, hafif makyaj uygulamaları göze çarpmaktadır. Cilt kusurları, hafif yapılı pudra ile saklanmaktadır. Gözlerde rimel uygulaması en çok kullanılan işlemdir. İsteğe göre uygun ve natürel tonlarda far kullanımı da, olmazsa olmazı denemeyecek olsa da, farklı bir açı katmaktadır. Dudaklarda daha doğal renkler tercih edilmektedir. Bir arkadaşla bir cafede kahve içmeye giderken de, markete alışverişe giderken de, kadınların oldukça sevdikleri alışveriş zamanlarında alışveriş mağazalarında gezmeye çıkılırken de uygun düşecek makyaj çeşididir.

3- Gece Makyajı
Gece makyajında renkler oldukça belirgindir. Buradaki amaç, yüz hatlarını daha fazla vurgulamak ve kalıcılığı arttırmaktır. Dudağa sürülen ruj, kirpikleri belirginleştiren rimel, yanaklara uygulanan allık oldukça belirgin ve koyudur. Bu makyaj türü, oldukça koyu olduğundan kısıtlı bir kullanım alanı bulmaktadır. Düğün, nişan, özel günler, özel yemeklere uygun bir makyaj türüdür.

4- Show Makyajı
Show makyajında, belli bir duygu ve düşünce ifade edeceğinden, makyaj oldukça ağır olmaktadır. Kullanılan renkler oldukça canlıdır, insanların dikkatini çekebilecek ve cezbedebilecek özellikte olması en dikkat çekici noktasıdır. Bu makyajı yaptıranlar, ciltlerinde değişik tonlarda kapatıcı ve aydınlatıcılarla, karşıdan bakıldığında oldukça farklı bir havaya bürünürler. Bu makyajda temel amaç, insanların beğenisini almaktır. Bu sebeple, bu makyaj hazırlanırken, oldukça uzun saatler harcanmaktadır.

5- Dizi Makyajı
Dizi oyuncularının ciltleri ve makyajları oldukça kusursuz bir görünüme sahiptir. İzlediğimizde, gözümüze çok güzel ve ışıltılı bir görünüm oluşturmaktadırlar. Fakat, bu durum, tüm oyuncuların mükemmel güzellikte olmalarından değil, var olan güzel görünüşü makyajla tamamlamalarından kaynaklanmaktadır. Uygun makyaj türünde, etkili kapatıcı ürünlerle renklendirilmektedir. Makyözlerin, ustalıkla yaptığı makyajlarla oldukça etkili görünüm sağlanmaktadır ve yüzde görülen kusurlar kapatılmaktadır. Dizi makyajının güzel görünmesinin önemli bir faktörü de, uygulanan ışıklardır. Kötü görüntüleri saklayarak, daha güzel görünüm ortaya koyabilen ışık oyunları uygulanarak, dizi makyajının vuruculuğunu desteklemektedirler.

6- Kalıcı Makyaj
Kalıcı makyaj, makyajı yapmayı sevmesine rağmen seven vakti ayırmakta zorlanan, her zaman güzel görünmek isteyen bayanlar için ideal bir uygulamadır. Kaşları belirginleştirmek, kirpik uygulamaları yapmak, gözleri etkili hale getirmek gibi çeşitli uygulamalarla farklı bir sektör haline gelmiştir.



 

YAPI DERGİSİ:YERE AİT MİMARLIĞIN OLANAKLARI KABBAJ,KETTANİ,SİANA YAPILARI

Yapı dergisinde dikkatimi çeken bir yazı oldu.Bu yazıda öncelikli olarak dikkatimi çeken sayfa düzeni oldu.Yazısını insanları sıkmayacak şekilde tasarlamış olup resimlerle desteklemiş.Haritalarla destek sağlanmış olup,yazdığı yazıyı desteklemiştir.Tablolar bilgi olarak verilmiş olup,çeşitli değerlendirmeler ve kriterler yapılmıştır.Çeşitli karşılaştırmalar yapılmış olup,Türkiye'yi yabancı ülkelerle karşılaştırmıştır.Eleştiri olarak da yapacağım şey çok düz ifadeler kullanmış.Sanki bir dergi yazısı değilde gazete yazısı okumuş gibi oldum en sonunda.

DÜĞÜN MEKANLARI

Düğün insanların hayatlarını birleştirmek için yapmış oldukları güzel, hayırlı bir iştir.Düğün için evlenecek olan çiftler düğün mekanı bakmaya başlarlar.Bazı çiftler kır düğünü bazı çiftlerde salon düğünü yapmak ister.Benim hayalimi soracak olursanız eğer ben kır düğünü istiyorum.Deniz kenarında büyük bir bahçesi olan bir yer ve her yerde rengarenk çiçeklerin olmasını istiyorum.İncelemelerim sonucunda İstanbul'da da çok güzel yerler bulunmaktadır.Örnek olarak Feriye,Fuat Paşa Yalısı,Fransız Bahçeleri gibi yerleri örnek olarak gösterebiliriz.

İSTANBUL VE PARİS'İ KARŞILAŞTIRMA BLOĞUM

İstanbul ve Paris arasında çeşitli karşılaştırmalar yapılmıştır.İstatistiklere göre bu karşılaştırmalarda İstanbul daha çok puan almıştır.Öncelikli olarak sıcaklık konusunda karşılaştıracak olursak eğer İstanbul daha sıcaktır.İstanbul'da üniversite sayısı ve nüfus yoğunluğu daha fazladır.Nüfus yoğunluğu nüfusun ne kadar yoğun ya da seyrek olduğunu gösterir. Yüksek nüfus yoğunluğuna sahip şehirler aşırı nüfuslu olarak görülebilir ama bu ev kalitesi, altyapı ve kaynaklara erişim gibi etkenlere dayanır.
Daha fazla nüfusa sahip şehirler genelikle daha iyi iş ve eğlence olanakları sunar. Büyük şehirler iş çeken ticaret, kültür ve araştırma merkezleridir.Genç nüfusa sahip şehirler genellikle daha iyi kalkınma bakış açısına sahiptirler. Genç toplumlar daha dinamik ve yaratıcıdırlar.

4 Aralık 2016 Pazar

SİTE İNCELEMESİ:
http://kubra95ozturk.wixsite.com/sitem Mimar Kübra ÖZTÜRK'ÜN yapmış olduğu web sitesini inceledim.Web sitesinin tasarımını güzel yapmış beğendim.Her şeyi açık ve net ifadelerle açıklamış.Yapmış olduğu çalışmaları yayınlamış.Görsellerle desteklemiş.Mimarlık alanına uygun ve mükemmel bir site olmuş.